Korkuyla Büyüyen Nesiller Özgür Olabilir mi?

İnsan doğduğunda özgürdür derler.
Ama büyürken üzerine birer birer korkular giydirilir.

“Yapma düşersin.”
“Gitme başına iş alırsın.”
“Konuşma yanlış anlaşılır.”
“Deneme rezil olursun.”

İyi niyetle başlar her şey. Korumak ister büyükler. Ama zamanla bu uyarılar, görünmez duvarlara dönüşür. Çocuk büyür, beden gelişir ama zihnin etrafına örülen sınırlar yerinde kalır.

Ve biz o sınırları “gerçeklik” sanarak yaşamaya başlarız.

Aileden gelen korkular, insanın ilk haritasını çizer. Ne yapılır, ne yapılmaz… Nerede durulur, nerede susulur… Bu harita çoğu zaman güvenli görünür ama aynı zamanda dar bir alandır. İnsan o alanın dışına çıkmayı tehlike olarak öğrenir.

Sonra toplum devreye girer.

Toplumsal baskı, bu korkuları büyütür. “El âlem ne der?” cümlesi, belki de bu coğrafyanın en güçlü zincirlerinden biridir. İnsan, kendi hayatını yaşamaktan çok başkalarının gözünde nasıl göründüğünü düşünmeye başlar. Kendi sesi kısılır, yerine kalabalığın sesi geçer.

Ve böylece bir nesil yetişir:
Yanlış yapmaktan korkan,
Farklı olmaktan çekinen,
Denemekten vazgeçen bir nesil.

Yenilik bu yüzden ürkütür. Çünkü yenilik, bilinmezliktir. Bilinmezlik ise çocukluktan beri “tehlike” olarak kodlanmıştır. İnsan yeni olanı merak etmez; aksine ondan uzak durur. Güvenli olan, bilinen olandır. Eski olan, tanıdık olandır.

Ama bu güvenli alan, aynı zamanda görünmez bir kafestir.

İnsan orada zarar görmez belki, ama büyüyemez de.
Düşmez, ama yürümeyi de öğrenemez.
Kaybetmez, ama kazanamaz da.

En acısı da şudur:
Bir süre sonra o korkuların kendimize ait olduğunu sanırız.

Oysa çoğu bize mirastır.
Yaşamadığımız deneyimlerin korkusunu taşırız.
Başkalarının hatalarının yükünü sırtlanırız.

Peki özgürlük mümkün mü?

Belki de özgürlük, korkusuz olmak değildir.
Korkuya rağmen hareket edebilmektir.

Cesaret, doğuştan gelen bir özellik değil; öğrenilen bir şeydir. Ama bunun için önce fark etmek gerekir: Hangi korku bize ait, hangisi bize öğretilmiş?

İnsan bunu ayırt etmeye başladığında, ilk çatlak oluşur o duvarlarda.

Küçük adımlarla başlar her şey.
Bir kez konuşarak,
Bir kez “hayır” diyerek,
Bir kez denemeye cesaret ederek…

Her adım, o eski yazılımı biraz daha siler.

Ama kolay değildir bu. Çünkü korkuyla büyüyen bir insan için özgürlük, bilinmez bir boşluk gibidir. Ve insan en çok alıştığı şeyden vazgeçmekte zorlanır.

Bu yüzden çoğu insan özgürlükten değil, güvenlikten yana seçim yapar.
Ve hayatını, başkalarının çizdiği sınırlar içinde tamamlar.

Ama bazıları vardır…

O sınırları sorgular.
Kendine öğretileni değil, hissettiğini takip eder.
Korkularıyla yüzleşir.

Ve belki de özgürlük tam orada başlar.

Sonunda insan şunu anlar:
Onu tutan şey dünya değil, kendi zihnidir.

Ve o zincirleri kırabildiği gün,
gerçekten yürümeye başlar.

By admin

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir