Yalnızlık Artık Kalabalık

Eskiden yalnızlık, insanın kendine çekildiği bir yerdi.
Kapısını kapatır, sessizliği içine alır ve kendiyle baş başa kalırdı.

Şimdi ise yalnızlık, kalabalığın ortasında büyüyor.

Bir kafede oturuyorsun…
Etrafında onlarca insan var.
Gülüşler, konuşmalar, telefon sesleri, hareket…
Ama bir eksiklik hissi var.
Tarif edemediğin bir uzaklık.

Herkes bir şeylerle meşgul ama kimse gerçekten orada değil.

Gözler ekranlarda, zihinler başka yerlerde.
Yan yana oturan insanlar bile birbirine uzak.
Sanki herkes kendi görünmez duvarlarının içinde yaşıyor.

Ve en garibi şu:
Artık yalnız kalmak için kimsenin gitmesine gerek yok.

Çünkü yalnızlık artık bir mekân değil.
Bir hâl.

İnsan bazen bir mesajın gelmesini beklerken yalnızdır.
Bazen konuşurken…
Bazen gülerken bile.

Eskiden yalnızlık bir ihtiyaçtı belki.
Kendini duymak için bir fırsat.

Şimdi ise bir alışkanlık.
Fark edilmeden büyüyen, sessizce yerleşen bir boşluk.

Ve insan en çok şunu fark ettiğinde yoruluyor:
Kalabalıklar, yalnızlığı azaltmıyor.
Sadece üzerini örtüyor.

Ama her örtü bir gün kayar.

İşte o an…
İnsan kendine kalır.

Ve belki de ilk kez gerçekten duyar içindeki sesi.

Belki de bu yüzden yalnızlık tamamen kötü değildir.
Çünkü insan, kendine en çok o sessizlikte yaklaşır.

Ama mesele şu:
Kaçımız gerçekten kendine yaklaşmaya cesaret edebiliyor?

By admin

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir